08 Artvin Dergisi konuğu Eylem Bostancı

0
1166

Eylem BOSTANCI – Laz Enstitüsü AB Proje Koordinatörü

 

 

Anadili ve kültürü korumak demokratik bir haktır ve evrensel insan haklarının bir parçasıdır. Bu anlamda, Laz Enstitüsü olarak yürüttüğümüz çalışmalar, ülkemizdeki demokrasi ve insan hakları mücadelesine katkı sağlamaktadır.

 

Kendinizi bize tanıtır mısınız? 

Hopa’dan Sapanca’ya toplu olarak göç etmiş Laz bir sülalenin üyesiyim. Her ne kadar artık Hopa’da sadece uzaktan akrabalarımız kalmış olsa da; orası bizim için hala ata topraklarımız ve “memleket”tir.

Londra Üniversitesi mezunuyum. Uluslararası İşletme ve Yöneticilik üzerine Master eğitimimi tamamladıktan sonra, çokuluslu bir pazar araştırma ve danışmanlık şirketinin Londra ofisine bağlı olarak, Türkiye, Yunanistan ve Portekiz pazarlarından sorumlu  proje yöneticisi, kıdemli piyasa analisti ve danışman görevlerinde uzun seneler çalıştım.  Şu anda Laz Enstitüsü’nde AB Proje Koordinatörü olarak çalışıyorum.

Laz Enstitüsü ve Tehlike Altındaki Diller (TADNET) siteleri moderatörlerinden biri olmam dışında, Facebook’da “Laz-Megrel Kültür Topluluğu” adında, Lazca ve Lazlara ilgili haber ve gelişmelerin paylaşıldığı bir sayfa yönetiyorum.

Laz dili ve kültürü çalışmalarına nasıl katıldınız?

1975’de Sapanca’da doğdum, siyasi nedenlerden dolayı 1980 askeri darbesinden sonra ailemle gittiğim İngiltere’de büyüdüm. Ancak, küçük yaşta terk etmek zorunda kaldığım memleketim ve kültürümle olan gönül bağım hiç eksilmedi. Laz kültürü o kadar güzel ve canlı ki, dünyanın başka bir ucunda olsan bile, bir parçan hep kendi topraklarında kalıyor. Yediğin Laz yemekleri, tanık olduğun horonlar ve eğlenceler, imeceler, şarkılar, dedenin bahçelerindeki ağaçlar, babaanenin masalları, hepsi ülkenden uzak kaldığında rüyalarına giriyorlar. Anne ve babamın ilk dilleri Lazca, ancak bana ve kardeşlerime konuşmadıkları için atalarımızın dilini öğrenemeden büyüdüm. 2001 senesinde Laz kültür hareketiyle tanıştım. İlk görevim; The British Library (Britanya Kütüphanesi) arşivinden Lazca ve Lazlar üzerine kaynak taramaları yapmak ve Marmara bölgesi Lazları üzerine bilgi derleme çalışmaları yapmaktı.

2002 senesinde evlenerek İstanbul’a yerleştim. O günden beri; ilk Lazca-Türkçe sözlük yazarı olan eşimle birlikte, yol arkadaşlarımız olan dostlarımızla elele vererek, anadilimizin yaşaması için verilen yoğun mücadelenin merkezinde yer aldık. İki oğlumuz var; adını Lazcada bir sayısı olan “Ar” ve Hopa Lazcasında ışık anlamına gelen “Te” kelimelerini birleştirerek kendim türettiğim Arte (Bir Işık) 17 yaşında, Lazcada “gündoğumu/aydınlanma” anlamına gelen Tanura ise 10 yaşında. Bugün bakıyoruz, adı Arte ve Tanura olan başka Laz çocukları da var ve bu bizi çok sevindiriyor. Çocuklara anadilimizde isim vermek, onların kültürlerine bir adım daha yakın olmalarının bir yolu. Hatta, İngiltere’de doğan ve babaları İngiliz olan iki kız yeğenlerimin isimleri dahi Lazca Tana (Parılda) ve Mjova (Güneş).

Eğitim ve profesyonel hayat zeminimi Lazca için kullandım. Lazca gramer, Laz yemek kitabı ve Lazca masalları kitaplarını İngilizceye çevirdim ve bir Lazca-Türkçe-İngilizce sözlüğün hazırlanmasında yer aldım. Pek çok uluslararası seminer ve toplantılarda Lazca ve Lazlarla ilgili tanıtımlar yaptım. Lazlar ve Kafkasya hakkındaki İngilizce makaleleri Türkçeye çevirdim. Tehlike altındaki diller ve dillerin canlandırılması konusunda Türkiye ve yurtdışından örnekler vererek yazdığım makaleler Laz dergileri ve web sitelerinde yayınlandılar. Laz kültür mirası üzerine derleme ve kayıt çalışmalarında yer aldım. Laz dergilerinin çıkartılmasında yardımcı oldum. 2008 senesinde Laz Kültür Derneği’nin, 2011 senesinde Lazika Yayın Kolektifinin ve 2013 senesinde Laz Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer aldım.

 

LAZ kültürünü yaşatabiliyor musunuz? 

Biz, 2013 senesinde Laz Enstitüsünü Laz dili ve kültürünün yaşaması için çalışmalar yapmak ve yapılan çalışmaları desteklemek amacıyla kurduk. Dil; kültürün temel unsuru ve taşıyıcısıdır. Dil birleştiricidir; gelenek ve görenekler dil yaşadığı sürece yaşar, aksi suni bir çaba olur. Folklor, müzik, yer ve bitki adları, çocuk oyunları, bir kültüre ait ne aklınıza geliyorsa, dil kaybolduğunda birlikte kaybolurlar. Lazcanın geçmişten gelen yazılı edebiyatı birkaç örnek haricinde yok, fakat çok güçlü bir sözlü edebiyata sahip; masallar, destanlar, şiirler, biz bunların hepsini derliyoruz. Lazika Yayın Kolektifini 2011 senesinde kurduktan sonra çok sayıda Lazca şiir kitapları, hikaye kitapları, ilk Lazca romanlar, ders kitapları ve dünya klasiklerinin Lazcaya çevirilerini yayınladık, bu anlamda henüz önümüzde çok yol olsa da, Lazcanın yazılı hale gelmesine önemli katkıda bulunduk.

 

Önümüzde büyük bir Laz Kültür Mirası derleme çalışması var; Laz müziği ve enstrümanları, horonları, destanlar, zanaatları, yemek, masal/hikaye, çocuk oyunları, toponomi ve sözlü tarih çalışmaları yapılacak, bunlar görüntülü, sesli ve yazılı olarak kaydedilecek ve halka açık şekilde arşivlenecek. 50 yıl sonra da biri istediğinde o arşive girip bu bilgilere ulaşabilecek.

 

Şunu unutmayalım; köyde yaşayanlarımız dahil, hiç birimiz 70 sene önceki insanların yaşadığı gibi yaşamıyoruz. Lazlar ve komşu halklarımız Türkiye’deki ve dünyadaki genel gelişmelerden tecrit edilemezler. Kapitalistleşme ve küreselleşme süreçlerinin genelde halkların üzerinde yaptığı etki şüphesiz Lazların üzerinde de yapmıştır. Bu değişim, üretim ilişkilerindeki değişimin sosyal hayata aktardığı doğrudan etkidir. Amaç; kültürümüzden kopmamak, bilgi ve farkındalık sahibi olmak ve yaşatmaktır. Bir halkın kaybolmaması, kültürel ve dilsel birlikteliğin devamına bağlıdır. Biz, Artvin, Rize ve Lazların yoğun olarak yaşadıkları tüm yerlerde köprüler oluşturmaya, Laz halkının birlikteliğini güçlendirmeye gayret ediyoruz.

 

İçinde bulunduğunuz faaliyetlerden bahseder misiniz? 

Laz Enstitüsü kurulduktan sonra, Lazca için ilklerden  oluşan, devrim niteliğinde işler gerçekleştirdik. Örneğin; Boğaziçi Üniversitesi ve Bilgi Üniversitesinde Lazca seçmeli ders olarak Enstitü başkanı İsmail Bucaklişi tarafından okutuluyor ve anadili Lazca olan ve olmayan öğrencilerden çok ilgili görüyor.  Laz Enstitüsü daha önce Kadıköy’deki merkezinde Lazca kurslar veriyordu, şimdi pandemi koşullarından dolayı online olarak devam ediyoruz.

M.E.B’e bağlı orta okullarda “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersi kapsamında, Lazcanın seçmeli ders olarak okutulması için ders müfredatını ve ders kitaplarını Laz Enstitüsü hazırladı ve M.E.B’e teslim etti. Laz Enstitüsü olarak, 2016-2018 seneleri arasında, benim Proje Koordinatörlüğünü yaptığım Avrupa Birliği (AB) destekli bir proje yürüttük. Bu proje kapsamında, M.E.B ile bir protokol imzalayarak, ortaokullarda seçmeli Lazca ders verecek öğretmenlere eğitim verdik ve başarıyla tamamlayan öğretmenlere resmi sertifika dağıtıldı. Gene aynı proje kapsamında, Lazların Doğu Karadeniz ve Marmara’da yaşadıkları kasaba ve köylerde yaptığımız geniş bir alan araştırması sonucunda, Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Belma Haznedar’ın yazdığı “Lazcanın Mevcut Durumu – 2018” raporunu İngilizce ve Türkçe olarak yayınladık. Bu raporda şu ifade yer aldı; “25 yaş ve altındaki anket katılımcılarının %92’si anadilini bilmenin önemli olduğunu söyledi. Ayrıca, katılımcıların %84’ü çocukların Lazca öğrenmeleri ve konuşmalarının önemli olduğunu belirtti.” Bu rapora Laz Enstitüsünün web sitesinden, şu linkten ulaşılabilir: https://www.lazenstitu.com/?p=1036

Sizin proje koordinatörlüğünü yaptığınız yeni projenizden kısaca söz eder misiniz?

Laz Enstitüsü olarak, Temmuz 2020’den beri, AB mali desteğiyle, 3 sene sürecek yeni bir proje yürütüyoruz. Proje Koordinatörlüğü görevini yürüttüğüm “Laz-Çerkes Sivil Toplum Ağı” projesinde ortağımız İstanbul Kafkas Kültür Derneği. Projenin ana amacı; Laz ve Çerkes sivil toplum kuruluşları (STK’lar) başta olmak üzere, Türkiye ve dünyadaki anadil hakları temelli çalışmalar yürüten STK’lar, aktivistler ve akademisyenlerle bir ağ oluşturmak, ortak çalışmalar yapmak ve bu dillerin korunması için önerilerde bulunulan yıllık raporlar oluşturmak.

Tehlike Altındaki Diller Ağı (TADNET) içerisinde, Lazca, Çerkesce, Abhazca, Hemşince, Gürcüce, Zazaca, Süryanice, Pomakça, Ladino, Romeika ve Roman dilleri temsilcileriyle birlikte ortak mesajların verildiği videolar ve posterler yayınladık. Ortaokullarda anadillerimizin seçmeli ders olarak seçilmeleri için farkındalık oluşturan bir kampanya düzenledik. 21 Şubat Dünya Anadil Günü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü faaliyetlerini ortak olarak yaptık. “Dil Hakları Dijital Aktivizmi” konusunda 3 gün süren, Türkiye’den ve yurtdışından uzmanların eğitimci olarak katıldıkları eğitim verdik. Ayrıca, her ay Türkiye’den ve yurtdışından akademisyen ve STK temsilcileri olan konuşmacılar davet ettiğimiz bir webinar serimiz var.  Tehlike Altındaki Diller Ağı olarak yaptığımız çalışmalar web sitemizden takip edilebilir : https://tehlikealtindakidiller.org/

 

Projemizin bir parçası olarak oluşturulan “Tehlike Altındaki Diller Ağı – TADNET”, Türkiye’de bu kadar fazla anadilleri tehlike altında olan dillerin temsilcilerinin aynı amaçla bir araya geldiği ve ortak çalışmalar yürüttüğü ilk oluşumdur. Sesleri yeterince duyulmayan, haber değeri yüksek bulunmayan, yaşamaları için devlet desteğinden mahrum olan tehlike altındaki dillerimizin sesi oluyor, savunu ve lobi faaliyeleri geliştiriyoruz. Anadili ve kültürü korumak demokratik bir haktır ve evrensel insan haklarının bir parçasıdır. Bu anlamda, Laz Enstitüsü olarak yürüttüğümüz çalışmalar, ülkemizdeki demokrasi ve insan hakları mücadelesine katkı sağlamaktadır.

 

Türkiye’de kadın olmak zor mudur?  

Türkiye’de kadın olmak da, çocuk olmak da çok zor. Türkiye’deki çocukların %75’inin evde şiddete uğradığı bildirilmiş. İstismara uğrayan çocuk sayısı da sürekli artıyor.  İstatistiklere göre, Türkiye’de 18 yaşının altındaki kız çocuklarının %26’sı evlendirilmiş ve %10’u ilk çocuklarını doğurmuş.

Tırmanan erkek şiddeti ve sistematik hale gelen kadın cinayetleri son 10 yılda 3 kat artmış. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2020 yılı raporuna göre, bir senede 300 kadın öldürüldü, 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Kadını öldüren, şiddet uygulayan caniler ya hiç ceza almadan, ya da cezalarını sonuna kadar çekmeden ellerini, kollarını sallayarak dışarıda geziyorlar. Kadına yönelik şiddetin önlenmesini ve kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmayı amaçlayan İstanbul Sözleşmesinin bir gecede feshedilmesi, kadınları daha mağdur duruma getirdi. Siyasi görüşü ne olursa olsun, buna tüm kadınların karşı durması gerekir.

Biz Tehlike Altındaki Diller Ağı olarak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla kadınların 9 farklı anadilde; Lazca, Çerkesce, Abhazca, Zazaca, Hemşince, Pomakça, Gürcüce, Süryanice ve Romanca, kadın hakları mesajları veren ve “Dünyanın Bütün Kadınları, Birleşin!” çağrısında bulunan bir video hazırladık. Ayrıca, bu 9 farklı anadili konuşan kadının kendi kültürlerinde kadının yeri konulu bir webinar düzenledik. Webinar kaydına ve 8 Mart videosuna “Tehlike Altındaki Diller” YouTube sayfamızdan ulaşılabilir.

 

Türkiye’nin birçok yerinde insan ve canlıların yaşamsal alanlarında siyanürle altın madenciliği, HES ve taş ocakları halkın tepkisine rağmen yapılmak isteniyor. Artvin, çevrenin ve doğanın korunması için direniyor. Ne söylemek istersiniz? 

Dil hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları ve çevre; bunların hepsi bir bütün. Ülkemizde büyük bir doğa talanı var. Toprak zehirleniyor, ormanlar kesiliyor, güzelim dağlar maden çalışmalarıyla talan ediliyor. Uzmanlarca ülke için hiç bir gereksinim olmadığı defalarca belirtilen HES’lerden dolayı, Artvin’in derelerinin pimaş boruların içerisine hapsedildiklerini görmek çok yaralayıcı. Türkiye’nin talan edilen her bölgesinde yerel mücadele var, ancak daha etkili olması için dayanışmalar birleştirilmeli. Bizim bir sloganımız var; “Doğayı Koru, Lazcayı Yaşat!”. Çünkü, ikisi de kaybolduğunda geri gelmeyecek ve her ikisi de dünya mirasının bir parçasıdır.

 

 Son söz…

Türkiye’nin eğitim seviyesi en yüksek olan illerinden biri olan Artvin’de yetişen çocuk ve gençlerin kendilerine ait değerler olan doğa, kültür ve anadillerine sahip çıkmalarını, bunu talep etmenin demokratik hakları olduğunu bilmelerini isterim. Anadil, anasütü gibi haktır. Laz dili ve kültürü üzerine çalışmak isteyen gençler, Laz Enstitüsünün Gönüllü Ağı’na katılabilirler.

Laz Enstitüsü olarak, ortaokullarda seçmeli ders olarak Lazca öğretebilecek öğretmenlere eğitim vermeye devam edeceğiz. Seçmeli derslerin seçildiği dönemlerde kampanyalar düzenleyeceğiz. Velilerin de “Yaşayan Diller ve Lehçeler dersi” altında Lazcayı seçmeleri için çocuklarını teşvik etmelerini, okul yönetimlerinden Lazca sınıfları açmalarını talep etmelerini isteriz. Aynı zamanda, Gürcüce seçmeli ders de var ve Hemşinli dostlarımızın da Hemşince ders kitapları ve müfredat hazırlama üzerinde çalıştıklarını biliyoruz.

Lazca, kökleri 4000 seneye dayanan kadim ve otokton bir dildir. Sanat ve edebiyat alanlarında varlığını arttıran, Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden ikisinde okutulan bir dildir. Dilimizin prestijinin ve kullanımının artması Laz gençlerinin elindedir. Dileğimiz; 50 yıl sonra da Laz gençlerinin kendi dillerinde şarkılar söylemeleridir.

 

Haber: Ramazan Balcıoğlu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz