DİL ETKİLEŞİMİNİN TEHLİKE ALTINDAKİ DİLLER AÇISINDAN ÖNEMİ

0
535
Dil etkileşimi ve genellikle beraberinde getirdiği iki dilliliğin, bizim açımızdan en önemli sonucu ise dil kaymaları (language shift) ve buna bağlı olarak dillerin tehlike altına girmesi ve dil ölümleridir.

Dil etkileşimi (language contact), “iki farklı dilin aynı anda ve aynı ortamda konuşulması” sonucu dillerin birbirlerini çeşitli açılardan etkilemesi yoluyla meydana gelmektedir (Thomason 2001:1). Bu tanım, fazlasıyla muğlak olmasına rağmen, özünde bu kavramı en basit hali ile tanımlaması ve bu kavramın akla birçok diğer kavram ve farklı sonuçları getirdiği gerçeğini göstermesi açısından önemlidir. Dil etkileşiminin birbirinden farklı birçok sonucu doğurması, aslında farklı dilleri konuşan insanların içerisinde yaşadıkları ortamlardaki sosyal, ekonomik, politik ve doğal şartların çeşitliliğinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, etkileşim dilbilim (contact linguistics), diller arasındaki etkileşim ve sonuçları incelerken, dillerin hem günümüz hem de geçmişten bu yana sosyoekonomik ve politik bağlamlarının ayrıntılı bir biçimde incelenmesini odağa alan bir çalışma alanıdır (Winford 2003).

Dil etkileşiminin ilk ve en yaygın olarak görülen sonucu, dillerin birbirlerinden farklı kelime ve yapıları ödünç almalarıdır. Bunun en bariz örneğini, kelime haznesinin yüzde 75’ini başka dillerden-özellikle de 1066 yılında gerçekleşen Norman İstilası sonucunda Latince ve Latin kökenli dillerden-aldığı tahmin edilen İngilizcedir. Kelimelere ek olarak, farklı yapı ve eklerin de bir dilden diğerine geçmesi (linguistic transfer) durumu oldukça yaygındır. Buna örnek olarak, dil bilgisel yapısında Türkçeden büyük etkiler barındıran Anadolu Rumcasını (Thomason 2001) veya günümüzde Yunanistan Trakya’sında konuşulmakta olan Romani, ya da Romanca, dilini örnek gösterebiliriz (Adamou 2010). Benzer şekilde, dil etkileşimi sonucunda dillerin sözdiziminde de değişikler yaşanması oldukça yaygın görülen bir durumdur. Örneğin, Ural-Altay dil ailesine mensup olan Fince, çevresinde konuşulmakta Hint-Avrupa kökenli dillerle uzun yıllar süren etkileşimi sonucunda <Özne-Nesne-Fiil> yapısından <Özne-Fiil-Nesne> sırasına geçiş yapmıştır.

Diller arası yapısal ve morfolojik geçişler, kelime geçişlerine nazaran, daha uzun vadelerde etkileşimlerin ve genellikle de uzun soluklu iki dilliliğin sonucu olarak görülmektedir (Matras 2009 ve oradaki referanslar). Etkileşimin ve doğurduğu iki dilliğin süresi ve, bunların hangi sosyoekonomik şartlarda gerçekleştiği ise, dillerde meydana gelen değişimleri belirleyen ve anlamamıza yardımcı olan ana etmenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, günümüzde Gümülce’de konuşulmakta olan İndo-Aryan kökenli Romani dili ve Rodop Dağlarında konuşulmakta olan ve bir Güney Slav dili olan Pomakça dillerinin her ikisi de Osmanlı dönemlerinden itibaren Türkçe ile büyük etkileşim içerisinde olmalarına rağmen, bu etkileşimin farklı sosyoekonomik bağlamlarda gerçekleşmiş olması, bu dillerin Türkçeden farklı derece ve şekillerde etkilenmelerine neden olmuştur. Dağların yüksek kesimlerinde, yarı göçebe bir hayat süren ve hayvancılık ile uğraşan Pomakların, Türkçe ile etkileşimleri din ve eğitim merkezleri ile sınırlı kalmışken, gezici bir hayat tarzı ile el işçiliği, tamircilik ve ticaret gibi işlerle uğraşan Romaniler, Türkçe konuşan topluluklarla daha iç içe bir yaşam sürmüştür. Bunun sonucunda, Türkçenin Pomakçaya olan etkisi, özellikle dini ve bazı Arapça kökenli gündelik yaşam kalıpları ile sınırlı kalmışken, Romani Türkçeden birçok fiil ve beraberinde çekim eklerini almıştır. Bu eklerin bir kısmı Romanide, Pomakçadakinin aksine, Türkçedeki anlamları ile aynı şekilde ve üretken bir biçimde kullanılmaktadır. Adamou (2010), yukarıda bahsedilen sosyoekonomik koşullardaki farklılıklardan yola çıkarak, Romani konuşanların Pomakçaya nazaran daha uzun yıllar iki dillik gösterdikleri yargısına varmış, ve iki dil arasındaki etkileşimden doğan farklılıkları bu yolla açıklamıştır.

Benzer bir açıklama, dil etkileşiminin doğurduğu ana sonuçlardan birisi olan, Kanada’da konuşulmakta olan Kree dili ve Fransızcanın bir karışımı olan Michif gibi iki dilli karışık diller veya yine Fransız koloniciliğine maruz kalan Afrika kökenli toplulukların çocuklarının yarattığı Haiti Kreyolu gibi Kreyol dillerinin doğumu için de geçerlidir. Genellikle, kolonileşmeye maruz kalması sonucunda Avrupa kökenli diller ile etkileşim içerisine giren ve yerli dilleri konuşan toplulukların, uzun soluklu iki dilliği sonucunda ortaya çıkan bu tip diller, temelini aldığı iki dilden de özellikler barındırmaktadır. Fakat, yukarıda tartışılan Romani ve Pomakçanın aksine, bu dillerin özellikleri dil etkileşimi sonucunda bir dilde meydana gelen değişikler olarak görülmemektedir ve bu diller iki dilin birleşmesi sonucu doğan yeni diller olarak kabul edilmektedir. Bahsi geçen diller hakkındaki sosyoekonomik koşulların farklılıkları uzun bir tartışma gerektirdiği için burada değinmeyeceğiz. Bu konu hakkında Donald Winford’un 2003 yılında yayımladığı kitaba bakılabilir.

Dil etkileşimi ve genellikle beraberinde getirdiği iki dilliliğin, bizim açımızdan en önemli olan sonucu ise dil kaymaları (language shift) ve buna bağlı olarak dillerin tehlike altına girmesi ve dil ölümleridir. Genellikle sınır ihlalleri, kolonileşme veya iç/dış göçler durumunda, bir azınlık dili konuşan (iki dilli) toplulukların sosyoekonomik ve politik açıdan daha güçlü olan dilleri yavaş yavaş benimsemesi sonucu ortaya çıkan dil kaymaları, hem dünya genelinde hem de ülkemizde de şu anda birçok dilin tehlike altında olmasının ana nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Asimetrik iki dilliliğin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu durum, genellikle sosyoekonomik kaygılarla insanların azınlık statüsüne sahip olan etnik dillerini önce kendi aralarında giderek daha az kullanması, daha sonrasında ise çocuklarına gelecek kaygısı ile aktarmamalarından ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, tehlike altındaki dil kavramı, dil etkileşiminin belirli sosyoekonomik ve politik koşullar altında doğan bir sonucu olarak görülmeli ve bu yönde yorumlanmalıdır.

Burada altını çizmemiz gereken önemli bir nokta ise, dil kayması ve ölümlerinin asimetrik iki dilliğin doğal bir getirisi olmadığıdır. Örneğin, uzun yıllar kolonileşmenin merkezi konumunda olan Afrika’daki birçok ülkede, koloni devletlerinin dilleri, genellikle elit kesimlerce, bir ortak dil (lingua franca) olarak konuşulmakta iken, ilk öğretim kurumlarında ve halkın kendi arasındaki etkileşimlerinde yerel ve ana dillerini konuşulmaktadır. Burada görülen, ülkemizdekinin aksine, Afrika kökenli etnik ve Avrupa kökenli diller arasında bir iş bölümü kurulduğudur (Mufwene 2020). Bu durumun doğmasında, sayısal açıdan toplumun büyük kesiminin Afrika kökenli dilleri konuşuyor olması ve her ülkenin kendi içerisinde bulunduğu sosyoekonomik koşulların etkili olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, tehlike altında olan veya olmayan her dil, kendi sosyoekonomik ve tarihsel koşulları altında değerlendirilmeli ve tehlike altında veya ölmekte olan dillerin kurtarılması yönündeki çalışmalar bu şartları göz önünde bulundurarak geliştirilmelidir.

Ömer EREN*

Kaynakça

Adamou, E. (2010). Bilingual speech and language ecology in Greek Thrace: Romani and Pomak in contact with Turkish. Language in society, 39(2), 147-171.

Matras, Y. (2009). Language contact. NY: Cambridge University Press.

Mufwene, S. S. (2020). Language shift. The International Encyclopedia of Linguistic Anthropology. Wiley Online Library.

Thomason, S. G. (2001). Language contact. Edinburgh University Press.

Winford, D. (2003). An introduction to contact linguistics. Wiley-Blackwell.

 

*Ömer Eren, Boğaziçi Üniversitesi Yabancı Dil Öğretimi bölümü lisans, ve Dilbilim bölümü yüksek lisans programlarından mezun olmuştur. Şu anda, Chicago Üniversitesinde Lazcanın söz dizimi ve biçimsel özellikleri arasındaki ilişkileri ile Lazcanın tehlike altındaki diller bağlamındaki durumu konuları üzerine araştırmalarını sürdürmektedir. Kendisine eren@uchicago.edu  e-posta adresi üzerinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here