Lazca’nın Dilbilim İçin Önemi

Lazca çalışmaya 2007 yılında tez konusu olarak Lazca’yı seçmek isteyen bir yüksek lisans öğrencim sayesinde baş­ladım. Öğrencim de ben de Lazca bilmediğimiz için ana dili Lazca olan ve bize yardımcı olabilecek birini aramaya başladık ve bu sayede İsmail Avcı Bucalişi ile tanıştık.

0
267

Prof. Dr. Balkız Öztürk

Boğaziçi Üniversitesi

1. Giriş

Lazca çalışmaya 2007 yılında tez konusu olarak Lazca’yı seçmek isteyen bir yüksek lisans öğrencim sayesinde baş­ladım. Öğrencim de ben de Lazca bilmediğimiz için ana dili Lazca olan ve bize yardımcı olabilecek birini aramaya başladık ve bu sayede İsmail Avcı Bucalişi ile tanıştık. O da bize oldukça ender görülen özelliklere sahip olan bu dille tanışma fırsatı verdi. 2007’den beri Lazca üzerine Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim Yüksek Lisans Programı kapsamında ben ve meslektaşlarım, öğrencilerimizle bir­likte araştırmalar yapıyoruz.[1]

Ben dilleri tasvir eden bir dil tipoloğu değilim, kuramsal dilbilimciyim. İşim dillerin benzerlik ve farklılıklarından hareketle insan beyninde dilin nasıl kodlandığını anla­maya çalışmak, çocuklar bir dili öğrenirken ne tür zihin­sel aşamalardan geçerler bunları çözmeye çalışmak. Yani işim tek bir dilin uzmanı olmak değil, farklı farklı dilleri çalışarak insan beynindeki dil olgusunu anlamamızı sağ­layacak kuramsal modelleme yapmak. Daha önce ağır­lıklı olarak ana dilim olan Türkçe olmak üzere, Özbekçe, Uygurca, Japonca, Moğolca, Çince, İngilizce, Macarca ve Ndebele gibi farklı dil ailelerinden çeşitli diller üzerine incelemelerim oldu. Ama açıkcası bir dilbilimci olarak hiçbiri beni Lazca kadar şaşırtmadı. Yukarıda saydığım diller her ne kadar farklı dil ailelerine ait olsalar da tipo­lojik açıdan benzer özellikler göstermektedirler. Bir Gü­ney-Kafkas dili olarak Lazca ise oldukça farklı özellikle­riyle bu dillerden pek çok yönden ayrılmaktadır.

Benim dil kuramı çerçevesinde başlıca ilgi alanım diller­de eylemlerin özne, nesne gibi öğelerini seçerken kullan­dıkları sözdizimsel ve biçimbirimsel özellikleri anlamak, bu öğelerin eylem üzerinde ne tür şahıs ekleriyle kod­landığını incelemek. Eylemlerin öğe sayılarını etkileyen edilgenlik, ettirgenlik, işteşlik gibi sözdizimsel mekaniz­maları incelemek, bunların eylemlerin aldığı öğelerin hal ekleri üzerindeki etkilerini çalışmak. Bugüne kadar gerek literatürde çalışılan diller gerekse benim incelediğim diller eylemlerin öğeleriyle kurduğu ilişkiler açısından oldukça benzer özellikler göstermekteydi, o yüzden de öğelerle eylemler arasında kurulan sözdizimsel ve biçim­birimsel öğeleri yalnızca belli bir perspektiften görebil­mekteydim. Ancak, Lazca bu yönden çok daha farklı dav­randığı ve oldukça farklı özellikler gösterdiği için eylem­ler ve öğeleri arasında kurulan ilişki türlerine başka bir perspektiften bakabilmemi sağladı. İşte bu nedenle Lazca mutlaka dil kuramını geliştirmek adına derinlemesine in­celenmesi gereken bir dil. İnsan beyninde dilin nasıl bir olgu olduğunu anlamamız açısından Lazca gibi ender gö­rülen özelliklere sahip dillerin kuramsal dilbilim alanına mutlaka kazandırılması gerekmektedir, bu nedenle Lazca korunmalı ve yaşatılmalıdır ve dilbilimsel açıdan farklı yönleri çalışılmalıdır.

2. Lazca’nın tipolojik özellikleri

Aşağıda size Lazca’nın ne gibi incelenmeye değer tipo­lojik özellikleri olduğunu kısaca anlatmaya çalışacağım. Bunu da ortak paydamız olan Türkçe üzerinden yapaca­ğım ki Lazca ile Türkçe’ye benzeyen diğer diller arasında­ki farklılıklar daha net görülebilsin.[2]

2.1 Özne odaklı bir dil olarak Lazca

Ritter ve Rosen (2000) dilleri eylemin kodladığı olayın başlangıcına ve sonucuna odaklanan diller olmak üzere ikiye ayırır. Lazca’ya baktığımızda, Lazca’nın eylemin başlangıcına odaklanan bir dil olduğunu görüyoruz. Tümcelerde olayı başlatan öğe çoğu zaman özne olduğu için Lazca’da özneler türlerine göre, yani anlamsal özelik­lerine göre biçimbirimsel düzeyde farklı hal ekleri alıyor. Aşağıdaki Lazca tümcelere bakalım. (1a)’da bir nesneyi etkileyen irade sahibi aktif özneli bir eylem var ve öznesi ergatif hal eki -k alıyor. (1b)’de ise aktif olmayan eylem­den etkilenen bir özne var ve bu özne yalın olarak karşı­mıza çıkıyor. (1c)’de ise bir duygu eylemi var ve öznesi datif eki -s alıyor.

(1) a. Bere-k dişǩa ťax-u.

‘Çocuk odun kırdı.’

b. Dişǩa colu.

‘Odun düştü.’

c. Ǩoçi-s bozomota alimben.

‘Adam kızı seviyor.’

Bu Lazca tümcelerin Türkçe karşılıklarına baktığımızda ise öznelerin bu anlamsal özellikleri açısından biçimbi­rimsel düzeyde bir farklılık göstermediğini görüyoruz. Bütün özneler yalın halde karşımıza çıkıyor, farklı hal ekleri almıyor. Bu durum Türkçe’nin olayın başlangıcı­na değil, sonucuna odaklanan bir dil olmasından kay­naklanıyor. Eylemin anlattığı olayın sonucunda genelde etkilenen bir nesne olduğu için bu tür dillerde, nesne­ ler olayın sonucuna göre farklı hal ekleri alır. Aşağıdaki Türkçe cümlelerde (2a)’da nesne -İ hali (akuzatif) alıyor ve Ali’nin pastayı yiyip bitirdiği vurgulanıyor. (2b)’de ise –DEn hali (ablatif) ile Ali’nin pastayı bitirmediği bilgisi­ne ulaşıyoruz. (2c)’deki gibi nesne hiç ek almadığında ise pasta yemek bir aktivite olarak bize sunuluyor, pastanın bitip bitmediği bilgisi göz ardı ediliyor.

(2) a. Ali pasta-yedi.

b. Ali pasta-dan yedi.

c. Ali pasta yedi.

Görüldüğü üzere eylemin sonucuna odaklanan Türkçe gibi dillerde sonuçtan etkilenen öğe olan nesne farklı hal ekleri alırken, Lazca gibi eylemin başlangıcına odaklanan dillerde eylemi başlatan öğe olarak özneler farklı hal ek­leri almakta. Eylemin sonucuna odaklanan Türkçe gibi dillerde eyle­min sonucunun nasıl ortaya çıktığını anlatan birden fazla yapı vardır. Görüldüğü üzere (3b)’da eylemin yalnızca sonucuna vurgu yapılıyor ve kapının kapanmasının ken­diliğinden mi gerçekleştiği yoksa bir başkası tarafından mı gerçekleştirildiği bilgisi göz ardı ediliyor. (3c)’de ise, (3a)’daki aktif yapıdan hareketle edilgen yapı kullanılarak eylemin sonucunun bir özne tarafından gerçekleştirildiği bilgisi verilmekte. Aynı şekilde kapa– eyleminden türe­tilmiş sıfatlar da iki tür sonucu kodlayabiliyor Türkçe’de. (3d)’deki kapalı kapı ile sadece son resme odaklanılırken yani kapının kapalı halde olduğu anlatılırken, kapatılmış kapı ile eylemin bir öznenin müdahalesi sonucunda ger­çekleştiği anlatılmaktadır.

(3) a. Ali kapıyı kapattı.

b. Kapı kapandı.

c. Kapı kapatıldı.

d. Kapalı kapı

e. Kapatılmış kapı

Lazca eylemin başlangıcına odaklı bir dil olduğu için Türkçe’de gördüğümüz sonuca nasıl ulaşıldığını anla­tan bu tür bir ayrımı yapmıyor. (4b)’deki Lazca tümce duruma göre kapı kapandı veya kapı kapatıldı anlamına gelebiliyor. Yani Lazca Türkçe’de eylemin sonucuna nasıl ulaşıldığını anlatan iki farklı tümce tipi yerine tek bir yapı kullanıyor. Aynı şekilde, (4c)’de görüldüğü üzere kapalı ve kapatılmış sıfatları içinde tek bir karşılık veriyor.

(4) a. Ali eǩna cenǩolu.

‘Ali kapıyı kapattı.’

b. Eǩna cinǩolu.[3]

‘Kapı kapandı/kapatıldı.’

c. Cenǩoleri eǩna.

‘Kapalı/kapatılmış kapı’

Lazca’nın eylemin başlangıcına odaklı bir dil olduğunun bir diğer göstergesi de şimdiki zamanda kullanılan ve eylemleri sınıflayan –am, -um, -e(r) ve –u(r) ekleridir.[4] Bu ekler kullanılan eylemin anlamsal özelliklerine göre seçilmekte. –am ve –um tümce içinde eylemin bir başla­tanının bulunduğu durumlarda kullanılır. Örnek (5)’te görüldüğü üzere –um büyük çoğunlukla irade sahibi ak­tif öznesi olan geçişli eylemlerle kullanılır ve nesnenin öznenin yaptığı eylem sonucunda gözlemlenebilen bir değişim geçirdiği bilgisini verir. –am ise ya (6a)’da özne­nin yaptığı eylemin nesne üstünde gözlemlenebilen bir değişim yaratmadığı geçişli eylemleri ya da öznenin kon­trolünde olan ve sonucunda bir değişim olmayan geçişsiz bir ak¬tiviteyi bize anlatır (6b)’deki gibi. Bir başka de­yişle, hem –um hem –am genelde aktif özneli eylemlerle kullanılır, yani yapıda eylemi başlatan bir öğenin olduğu durumlarda geçerlidirler.

(5) Ali-k dişǩa ťax-um-s.

‘Ali odun kırıyor.’

(6) a. Ali-k dişǩa-s ce-ç-am-s.

‘Ali oduna vuruyor.’

b. Ali-k var diʒ-am-s.

‘Ali gülmüyor.’

e(r) ve –u(r) ise (7a) ve (8a)’daki gibi sistemdeki aktif öznenin düşürüldüğü veya (7b) ve (8b)’deki gibi aktif öznenin hiç bulunmadığı ve nesnenin kendi başına geçir­diği içsel bir değişimi anlatan geçişsiz eylemlerde karşı mıza çıkıyor. Bu ekler sayesinde olayın başlangıcına değil olayın sonucunda oluşan duruma odaklanıyoruz.

(7) a. Dişǩa iťax-e-n. (Aktif öznenin düşürülmesi)

‘Odun kırılıyor.’

b. Zimari var imbar-e-n (İçsel değişim)

‘Hamur kabarmıyor.’

(8) a. Baloni ťvaʒ-u-n. (Aktif öznenin düşürülmesi)

‘Balon patlıyor.’

b. Hak mťa var mzgud-u-n. (Kendiliğinden olan değişim)

‘Burada ot bitmiyor.’ Görüldüğü üzere Lazca eylemin nasıl başladığından hareketle eylemin anlamsal özelliklerini biçimbirimsel ekler ile kodlamakta.[5] Ayrıca bu bilgi ile eylemlerin bazı zaman ve kip kalıplarında kullanılıp kullanılamayacağını belirlemektedir. Örneğin, ters tertip gerektiren tecrübe kipinde hangi eylemlerin kullanılabileceği eylem bilgi­siyle doğrudan ilintilidir. Aktif öznesi bulunan geçişli (9a-b) veya geçişsiz eylemler (9c) ve değişimin kendili­ğinden gerçekleştiği geçişsiz eylemler (9d-e) tecrübe ki­pinde çekilebilirken aktif öznesi düşürülmüş yapılar ise bu kipe giremez (9f-g): (9) a. Alis dişüa uûaxapun.

‘Ali’nin odun kırmışlığı var.’

b. Alis dişka’s cuçamapun.

‘Ali’nin oduna vurmuşluğu var.’

c. Alis var udiʒapun.

‘Ali’nin gülmüşlüğü yok.’

d. Ham zimbari var umbarapun.

‘Bu hamurun kabarmışlığı yok.’

e. Hak mťa var umzgudapun.

‘Burada ot bitmişliği yok.’

f. *Ham dişǩa u-ťax-ap-u-n.[6]

‘Bu odunun kırılmışlığı yok.’

g. *Ham baloni var u-ťvaʒ-ap-u-n.

‘Bu balonun patlamışlığı yok.’

Eylemin başlangıcının nasıl olduğu bilgisine odaklanma­yan Türkçe gibi dillerde ise bu cümlelerin hepsini eylem türüne bakmaksızın kurmak mümkündür. Örnek (9)’un çevirilerinde de gördüğümüz gibi (9f) ve (9g)’nin Türk­çe karşılıkları düzgündür. Lazca’nın yakın akrabası olan Gürcüce’de de şimdiki zamanda karşımıza çıkan bunla­ra benzer ekler vardır ancak bu ekler zaman içinde ey­lem bilgisini yansıtma işlevlerini yitirmiştir (Lomashvili 2011). Lazca’nın eylem sınıflarını bu şekilde biçimbirim­sel eklerle kodlaması literatürde çok az sayıdaki dilde gö­rülmektedir ve eylem sınıflama çalışmaları açısından bü­yük önem taşımaktadır. Bu nedenle, Lazca’nın bu özelliği derinlemesine çalışılmalıdır.

2.2 Lazca’daki yönekleri

Lazca’nın incelenmeye değer bir diğer özelliği de eylem öbeğine eklenerek yeni eylemler türeten yön ekleridir. Bu ekler basit ve bileşik olmak üzere iki gruptur:

Basit yön ekleri:

ama- gama-

ce- me-

do- menda-

e- mo-

go-

Bileşik yönekleri:

-ǩo/-xo -la/-lo -şǩa -ǯo -yo

ce- à čeǩo- cela- čǩa —- —-

do- à —– dolo- —- —- —-

e- à eǩo-/exo- ela- eşǩa- eǯo- eyo-

go- à ǩoǩo- gola- ǩüa- ǩoǯo- goyo-

me- à ——-5mela- meşüa —– meyo-

mo- à moüo- 5mola- moşüa- moǯo- moyo-

—- à oüo-/oxo- —— ——– ——- ——-

Bu ekler hareket bildiren eylemlere eklendiklerinde Türkçe’de kullanılan yön edatlarıyla aynı işlevi görürler ve eylemi yer ve yön açısından nitelerler:

ama- ‘içeri’ ama-xťu ‘İçeri gitti/girdi.’

ce- ‘aşağı’ ce-xťu ‘Aşağı gitti/indi.’

e- ‘yukarı’ e-xťu ‘Yukarı gitti/çıktı.’

gama- ‘dışarı’ gama-xťu ‘Dışarı gitti/çıktı.’

go- ‘ileri geri/her yöne’ go-xťu ‘Her yöne/ileri geri gitti.’

me- ‘konuşan kişiden ileriye doğru’ me-xťu ‘Gitti.’

mo- ‘konuşan kişiye doğru’ mo-xťu ‘Geldi.’

Bu ekler ile Lazca yeni eylemler türetir. Talmy (2000) dil­lerin yön/yer bilgisini nasıl kodladığını geniş bir biçimde tartışır. Türkçe gibi dillerde bu bilgi eylem kökü içinde kodlanmaktadır. Örneğin, Türkçe’de girmek ve çıkmak eylemlerine baktığımızda girmek hareketin içeri doğru olduğunu, çıkmak ise dışarı doğru olduğu bilgisini içerir. Aynı şekilde gelmek ve gitmek hareketin konuşana doğru mu, yoksa ondan uzağa doğru mu olduğu bilgisini verir. Lazca’ya baktığımızda ise bu bilginin doğrudan eylem kö­künde kodlanmadığını yön ekleri ile hareketin niteliğinin tanımlandığını görüyoruz. Yani Lazca girmek eyleminin karşılığı içeri gitmek, çıkmak ise dışarı gitmek olarak kar­şımıza çıkar. Ama Lazca’yı daha ilginç kılan ise bu yön bilgisinin içeri, dışarı gibi edatlar yoluyla değil, yön ekle­ri ile yapılmasıdır. Kutscher (2011)’in de tartıştığı üzere Almanca gibi dillerde de Lazca’dakine benzer yön ekleri mevcuttur, ancak bunların niteledikleri yön/yer kavram­ları Lazca’ya kıyasla çok daha az sayıdadır. Lazca basit ve bileşik yön ekleri ile oldukça fazla sayıda nüansı kod­layabilmektedir. Örneğin, ce– eki hareketin aşağı doğru olduğunu ve bir yüzeyi hedeflediğini anlatırken, do- eki bir yüzeyi hedeflemeden hareketin yalnızca aşağı doğru olduğunu anlatır. Cela– eki ise aşağı doğru olan hareke­tin dik açıyla değil, belli bir eğimle gerçekleştiğini anlatır. Dolo– ise eylemin aşağıya doğru dar ve kapalı bir şeyin içi­ne doğru olduğunu anlatır. Görüldüğü üzere aşağı doğru gerçekleşen bir hareketin farklı nitelikleri dört ayrı ek ile doğrudan eyleme eklenmektedir.

Yukarıda gösterildiği üzere Lazca’da otuzun üstünde bu tür ek vardır ve hareketin farklı niteliklerini kodlarlar. Bu özelliği ile Lazca gene insan dilinin yer/yön kavramları ve eylem ilişkisini nasıl kurduğunu anlamamız açısından bize oldukça ilginç ve farklı bir perspektif sunmaktadır.

2.3 Lazca’daki nesne ekleri

Lazca’nın tipolojik açıdan önem taşıyan bir diğer özelliği de eylemin öğeleri için kullanılan şahıs ekleri ve bu ekle­rin gösterdiği hiyerarşik dağılımdır. Türkçe gibi dillerde şahıs ekleri yalnızca özneler için kullanılır. Örnek (10)’da görüldüğü üzere, Türkçe’de eylemin üzerinde yalnızca özne eki bulunmaktadır. Eyleme bakılarak nesnenin ka­çıncı şahıs olduğu ile ilgili bir bilgi edinmek mümkün de­ğildir, yalnızca öznenin birinci tekil şahıs olduğu anlaşılır. Lazca’da ise, aşağıda örneklendirileceği üzere eylemin üstünde hem özne hem de nesne için belli bir hiyerarşi doğrultusunda ek çıkabilmektedir:

(10) Ben seni/onu/bizi/sizi/onları seviyor-um.

Lazca’da kişi bilgisi eylemin üstünde hem önek hem de soneklerle kodlanır:

(11) a. Önekler: (Holisky 1991)

Özne ekleri: Nesne ekleri:

1. şahıs v- [ṕ, p][7] 1. şahıs m-

2. şahıs Ø 2. şahıs g-

b. Son ekler: (Holisky 1991)

Şimdiki zaman: Geçmiş zaman:

1./2. şahıs Ø 1./2. şahıs -i

3. tekil şahıs -n/-s 3. tekil şahıs -u

3. çoğul şahıs -nan/-an 3. çoğul şahıs -es

Son ekler Türkçe’deki gibi tümcenin öznesinin şahıs bil­gilerini kodlarken, önekler belli bir hiyerarşiye tabiidir ve özne ya da nesne bilgisini yansıtabilir. Önekler için şahıs hiyerarşisi kuralı şöyledir:

(12) 1./2. şahıs datif öğe>1./2. şahıs nesne>1./2. şahıs özne > 3. şahıs öğeler

Bu kurala göre 1. ve 2. şahıs öğelerin her tür 3. şahıs öğeye göre bir üstünlüğü vardır. 1. ve 2. şahıs öğeler arasında da datif öğelerin nesnelere, nesnelerin de öznelere göre üs­tünlüğü vardır. Hiyerarşik açıdan üstün olan öğenin şahıs bilgileri eylemin üstünde öneklerle yansıtılır. Bu durumu birkaç tümce ile örneklendirelim. Örnek (13)’te görüldü­ğü üzere özne üçüncü şahıs, nesne birinci şahıs ve datif öğe ikinci şahıs olduğunda hiyerarşik olarak en üstte olan datif öğenin şahıs bilgilerini kodlayan ikinci şahıs öneki g– çıkmaktadır. Örnek (14)’te ise özne ve datif öğe 3. şahıs nesne birinci şahıs olduğunda ise nesne kazanır ve birinci şahıs nesne öneki m- çıkmaktadır. Nesne ve datif öğe üçüncü şahıs olduğunda özne birinci şahıs olduğunda sıra özneye geçer ve eylemin üstünde birinci şahıs özne öneki v– çıkar. Aşağıdaki örneklerin tümünde sonekler hi­yerarşiden bağımsızdır ve yalnızca özne bilgisini yansıtır.

(13) ǩoçik ma si g-incğon-u Adam beni sana yolladı.

(14) Koçi-k ma him-us m-incğon-u Adam beni ona yolladı.

(15) Ma beres cen čareri v-uncğon-i

Ben çocuğa para yolladım.

Görüldüğü üzere Lazca’daki şahıs ekleri oldukça kom­pleks bir sitematiğe sahiptir ve belli bir şahıs hiyerarşisine tabiidir. Bu tür şahıs hiyerarşileri daha çok Amerika kıtasında konuşulan yerli dillerinde yaygın olarak görülür (Silverstein 1976, Dixon 1994). Lazca’daki şahıs ekleri sisteminin derinlemesine çalışılması insan dilindeki şahıs hiyerarşi türlerinin daha iyi anlaşılması açısından liter­atüre önemli bir katkı sağlayacaktır.

2.4 Lazca’daki özne uyumlu yan tümceler

Lazca’nın tipolojik açıdan ender görülen bir diğer özelliği de yan tümceleri ana tümceye bağlarken kullanılan bağ­laçlarda görülen şahıs uyumudur. Lazca’da söylemek ve demek gibi eylemlerin seçtikleri yan tümceler ma veyabağlaçları ile ana tümceye bağlanır. Örnek (16)’da görül­düğü üzere ma bağlacı tekil ve çoğul birinci şahıslar için kullanılırken, ya (17)’de örneklendirildiği üzere tekil ve çoğul ikinci ve üçüncü şahıslar için kullanılır.

(16) a. Ma “Ali-s var a- ťrağod-e-n” ma ṕ -ťǩv-i.

Ben “Ali şarkı söyleyemez”, dedim.

b. Şǩu Ali do Fatma-s “Hak mot m-ul-ur-Ø-t!” ma v-u-ǯv-i-t

Biz Ali ve Fatma’ya “Buraya gelmeyin”, dedik.

(17) a. Ǩoçi-k Amedi-s “Amseri opşa do-nčin-eri v-ore” ya u-ǯ-u.

Adam Ahmet’e “Bu gece çok yorgunum,” dedi.

b. Ťǩva “Lazi v-ore-t!” ya ťǩv-i-t.

Siz “Biz Laz’ız” dediniz.

c. Si “Hak mot m-ul-ur-Ø” ya m-i- ǯv-i.

Sen bana “Buraya gelme!”, dedin.

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere, yan tümceyi bağlayan bağlaçlar ana tümcenin öznesiyle uyumludur. Bu tür bir seçim dünya dilleri arasında oldukça ender olarak görülmektedir. Literatürde yalnızca Afrika’da ko­nuşulan birkaç Bantu dilinde bu tür yapıların bulundu­ğundan bahsedilir (Kawasha 2007). Yan tümce bağlaç uyumu daha tipik olarak bağlaç ile yan tümcenin öznesi arasında görülmektedir. Örneğin, Batı Alman dil ailesin­de yan tümce bağlaçları yan tümcenin öznesiyle uyum gösterir (Carstens 2003). Lazca, yan tümce bağlacı ve ana tümce öznesi arasında görülen uyum göz önüne alın­dığında yalnızca birkaç Bantu dilinde görülen tipolojik olarak az rastlanan bir durum sergiler. Gene bu yönüyle derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.

Sonuç:

Yukarıda örneklendirildiği üzere Lazca’nın tipolojik ola­rak ender görülen pek çok özelliği vardır. Bu özellikleriy­le hem dil tipolojisi hem de dil kuramı açısından büyük önem taşımaktadır. Lazca’nın bu özellikleri derinleme­sine incelendiği takdirde tipolojiye ve kurama yapılacak katkı tartışmasız çok önemli olacaktır. Bu yüzden, böyle ender görülen özellikler taşıyan bir dil olarak Lazca’nın korunması ve yaşatılması, yapılacak kuramsal ve tipolo­jik çalışmalarla insan dilinin daha iyi anlaşılması için bü­yük önem taşımaktadır.

Kaynakça:

• Carstens, V. (2003) Rethinking Complementizer Agreement: Agree with a Case – Checked Goal. Lin­guistic Inquiry 34.4: 393-412.

• Dixon, R. M. W. (1994) Ergativity. Cambridge, New York, Cambridge University Press.

• Holisky, D. A.(1991) Laz. The Indigenous Languages of the Caucasus. A.C.Harris (ed.)Delmar NY.

• Kawasha, B. (2007) Subject-Agreeing Complemen­tizers and Their Functions in Chokwe, Luchazi, Lunda, and Luvale. In Selected Proceedings of the 37th Annual Conference on African Linguistics, eds. Doris Payne and Jaime Peña. Somerville, MA: Cascadilla Proceedings Project.

• Kojima, G. And İ. Avcı Bucaülişi (2003) Laz Gram­mar. Chivi Yazıları, Istanbul.

• Kutscher, S. (2011) On the expression of spatial re­lations in Ardesen Laz. Linguistic Discovery. Dart­mouth College, volume 9, issue 2.

• Lomashvili, L. (2011) Complex Predicates: The Syn­tax-Morphology Interface. John Benjamins, Amster­dam.

• Öztürk, B. (2010). Subjects in Pazar and Ardeshe­ni Laz. Dilbilim Araştırmaları. Boğaziçi University Press.

• Öztürk, B. (2011a) Thematic Suffixes. In Öztürk, Balkız & Markus Pöchtrager (eds.), Pazar Laz. LINCOM: Languages of the World Materials, Mü­nich.

• Öztürk, B. (2011b) Verb Classes. In Öztürk, Balkız & Markus Pöchtrager (eds.), Pazar Laz. LINCOM: Languages of the World Materials, Münich.

• Öztürk, B. (2011c) Spatial Prefixes. In Öztürk, Bal­kız & Markus Pöchtrager (eds.), Pazar Laz. LIN­COM: Languages of the World Materials, Münich.

• Pöchtrager, M. (2011) Phonology. In Öztürk, Bal­kız & Markus Pöchtrager (eds.), Pazar Laz. LIN­COM: Languages of the World Materials, Münich.

• Ritter, E. and S.T. Rosen (2000) Event Structure and Ergativity. In C. Tenny & J. Pustejovsky (eds.) Events as Grammatical Objects, CSLI, Stanford: 187-238.

• Silverstein, M. (1976) Hierarchy of features and ergativity. In Grammatical categories in Australian languages. R. M. W. Dixon (ed). 112-171. Canberra, Australian Institute of Aboriginal Studies and New Jersey Humanities Press.

• Talmy, Leonard (2000). Toward a cognitive semanti­cs, vol. 2: Typology and process in concept structuring. Cambridge, Mass.: MIT Press.


[1] İsmail Avcı Bucaklişi’ye bize Lazca çalışma fırsatı verdiği için sonsuz teşekkürü bir borç biliyoruz. Bu kadar özverili bir Lazca danışmanıyla çalışabilmek bizim için çok büyük bir şans. Ayrıca zaman zaman Ardeşen diyalekti konusundaki sorularımız açısından bize cömertçe yardımcı olan İrfan Çağatay Aleksiva ve Mustafa Özkurt’a da çok teşekkür ediyoruz.

[2] Benim çalıştığım başlıca diyalekt İsmail Avcı Bucaülişi’nin konuştuğu Pazar diyalekti olduğu için metinde kullanılan Lazca örnekler yalnızca Pazar diyalektini kapsayacaktır.

[3] Kapının biri tarafından kapatılmış olduğunu vurgulamak için ‘Eǩna cinkolinu’ kullanılabilir ama (4b)’deki yapı da duruma göre bu bilgiyi verebilir. Oysa Türkçe’de (3b) ve (3c)’deki yapılar birbirlerinin yerine kullanılamaz.

[4] Bu ekler konusunda detaylı bilgi için bknz. Öztürk (2011a).

[5] Lazca’daki eylem sınıfları için bknz. Öztürk (2011b).

[6] (*) eki dilbilimde tümcenin bozuk ve dilbilgisi açısından kabul edilemez olduğu bilgisini verir.

[7] Bu eklerin sesbilimsel dağılımı için bknz. Kojima and Bucaülişi (2003) ve Pöchtrager (2011).