14 C
İstanbul
Cumartesi, Mayıs 18, 2024

TEHLİKE ALTINDAKİ DİLLER

tadnet

Miras Dillerin Tehlike Altindaki Diller Arasindaki Yeri Ve Bu Diller Üzerine Olan Bilimsel Çalişmalarin Amaçlari

DR. ÖMER EREN

Miras dil konuşucuları kavramı, toplumda egemen ve dominant olan dilden farklı bir dilin konuşulduğu evlerde yetişen iki (veya daha fazla) dilli bireyleri tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu dil öğrenim şartları ise miras dil konuşucularının, konuştukları iki (veya daha fazla) dilde farklı yeterlilik seviyesine sahip olmalarına neden olmaktadır. (Scontras ve diğerleri 2015). Miras dil kavramı ise, literatürde farklı tanımların ve görüş ayrılıklarının olmasına rağmen (Polinsky ve Kagan 2007), genellikle konuşuldukları ortamda azınlık statüsüne sahip olan ve erken/küçük yaşlarda toplum genelinde egemen ve politik olarak daha güçlü bir statüye sahip olan dillerin yerlerini aldıkları dilleri ifade etmek için kullanılmaktadır.

Miras diller belirli sosyoekonomik ve politik şartlar altında ortaya çıkmaktadırlar. Bu durumlar iki ana başlık altında incelenmektedir (Montrul 2016). Miras dilleri ortaya çıkaran ilk ve en önemli etmen göç hareketleridir. Miras diller, ebeveynlerinin daha iyi ekonomik ve sosyal şartlar altında yaşama umutları ile yurtiçi veya dışına göç etmeleri durumunda, ya küçük yaşta bu göç dalgasına katılan veya göç gerçekleştikten sonra doğan yeni nesil çocukların konuştukları dillerdir. Bu duruma örnek olarak Amerika’ya dünyanın farklı kesimlerinden göç eden farklı etnik kökenli tüm göçmenlerin çocuklarının konuştukları dilleri gösterebiliriz. Miras dillerin ortaya çıkaran ikinci önemli etmen ise kolonileşme, sınır ihlal veya değişimleridir. Bu durumlarda, kendi etnik dillerini konuşan insanların yaşam alanlarında coğrafi açıdan bir değişiklik olmamasına rağmen, koloni dillerinin politik ve ekonomik açıdan daha güçlü olması sebebiyle, bu alanlarda konuşulan etnik diller azınlık statüsüne düşmekte ve zaman içerisinde yeni nesiller, kültürel bir bağla bağlı oldukları dillerden ziyade kolonicilerin dillerini daha yetkin ve sık kullanmaya başlamaktadır. Bu duruma örnek olarak ise; Kanada,  Amerika ve Brezilya’da halen konuşulmakta olan yerli ve Kızılderili dillerinin yeni nesillerce konuşulan hallerini örnek gösterebiliriz.

Ortaya çıkış koşulları ne olursa olsun, miras dil konuşucularının kültürel bir bağla bağlı oldukları azınlık statüsüne sahip miras dillerindeki yeterlilik düzeyleri, büyük oranda, dominant ve ekonomik olarak güçlü olan ikinci dillerindeki yeterliliklerinden daha düşük bir düzeydedir (Montrul 2016, Polinsky 2018 ve başkaları). Bu durumun ortaya çıkmasına neden olan en önemli etken, miras dillerin kullanımının genellikle ev ortamında ve aile içerisindeki etkileşimlerle sınırlı kalmasıdır. Özellikle okul çağına gelen çocuklar, ailelerinden ziyade akran veya sınıf arkadaşları ile etkileşimlerine odaklanmakta ve giderek miras dillerini daha az kullanmaya başlamaktadırlar. Buna ek olarak, ebeveynlerin de ev ortamında, çocukları için taşıdıkları gelecek kaygıları sebebiyle çoğunluğun dilini etnik dillerinden daha fazla kullanmaları da çocuklarının miras dillerindeki yeterlilik düzeylerinin düşmesine neden olmaktadır.

Miras dillerin bilimsel olarak nasıl incelendiği, ortak özellikleri ve bu dillerin tehlike altında olan dillerle ilişkileri konusuna gelmeden önce, altını önemle çizmemiz gereken nokta ise şudur: Miras dil konuşucularının etnik dillerindeki yetkinlik ve yeterlilik düzeyi her ne kadar ailelerinden daha düşük olsa da (az sayıdaki istisnaları göz ardı edersek), bundan miras dillerin daha eksik, tamamlanmamış veya ‘yanlış’ olduğu sonucunu çıkaramayız (Putnam ve Sanchez 2013, Kupisch ve Rothman 2018). Bu yanlış yargı, genellikle önyargılı bir bakış açısının sonucudur ve konuşulan dilin bir halinin diğerine (ebeveyn ve daha eski jenerasyonların konuştuğu veya kitaplarda tanımlanan ve anlatılan standart varyasyonlar) kıyasla daha ‘eksik’ veya ‘yanlış’ (incomplete, arrested, reduced) olduğu kıyas ve algısında dayanmaktadır. Halbuki, dil üzerine olan modern bilimsel çalışmalarda, bu durum bir eksiklik veya hatadan ziyade bir farklılık olarak görülmektedir ve üzerine çalışılan dillerin bir bütünden ziyade, her biri kendi içerisinde tutarlı ve ‘doğru’ olan farklı varyasyonlar olarak (idiolect) analiz edilmesi gerektiği fikri hakimdir. Dolayısıyla, miras diller de diğer dillerle (daha doğrusu dil varyasyonları ile) aynı statüde görülmekte ve aynı ehemmiyetle analiz edilmektedir (Polinsky 2018).

Yukarıdaki noktayı aklımızdan hiç çıkarmadan şimdi de miras dillerin bilimsel olarak nasıl analiz edildiği ve tehlike altında olan dillerle ilişkisine değinelim. Bu noktaya, bize bu iki mevzuyu da anlamamızda yardımcı olacak terimleri tanıtarak başlayalım. Literatürde miras diller konuşucuları, aynı etnik dili konuşan farklı konuşucu grupları ile kıyaslanma yolu ile incelenmektedir. Bu kıyas grubu (baseline variety) yapılan çalışmanın amaçlarına göre belirlenmekte ve araştırmacıların çalışma imkanına eriştikleri uluslar arası öğrenim gören öğrencilerden, (göç durumunda) göç etmemiş ve ana ülkelerinde kalan ve aynı dili (genellikle) tek dilli olarak konuşan insan gruplarına kadar farklı profilde olabilmektedir. Bu son durumdaki insanların konuştukları dil varyasyonunu ise memleket dili (homeland variety) olarak ifade edebiliriz.

Kıyas grupları her ne kadar birbirinden farklılık gösterse de literatürde genel olarak başvurulan uygulama, miras dil konuşucularını hem (mümkün olduğunca aynı aileden) benzer sosyoekonomik ve politik şartlarda yaşayan (göç durumunda göç eden ilk veya ikinci) üst jenerasyon hem de memleket dili konuşucuları ile kıyaslanması ve aralarındaki farklılıkları açığa çıkarılmasıdır. Bilimsel çalışmalardaki memleket dili odağı ise literatürde fazlaca eleştirilmiş ve miras dil çalışmaları için önemi sorgulanmıştır (Monolingual bias, Ortega 2014). Bunun başlıca nedeni, hiç göç etmemiş ve göç eden ilk jenerasyon dil konuşucularının farklı sosyal, ekonomik ve politik koşullarda yaşamaları ve bundan sebeple dillerinde meydana gelen değişikliklerin doğasında ve yönündeki farklılıklardır.

Bu durum, aynı zamanda hem miras dillerin tehlike altındaki dillerle genel ilişkisi hem de özellikle Türkiye’de konuşulan miras diller açısından da önem arz etmektedir. Miras dillerin tehlike altındaki dillerle ilişkisi konusuna odaklanan Maryland Üniversitesi öğretim üyesi Maria Polinsky (2018, Bölüm 8), bu iki dil grubunun arasındaki temel farklılığın ilk durumda genellikle memleket dillerinin ve kıyas grubunun, ikinci durumdakine, yani tehlike altında olan diller durumuna, kıyasla ya halihazırda belli ya da daha kolay belirlenebiliyor olduğunu belirtmektedir. Türkiye özelinde bakacak olursak ise, Türkiye’de konuşulan miras diller, Amerika ve Kanada’dakinin aksine, genellikle yurt içi göç durumları sonucu ortaya çıkmış ve yurt dışından ziyade “kendi ülkelerinin içlerinde göçmen durumuna düşen (Polinsky 2018:329)” ailelerin çocuklarını kapsamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’deki miras dillerde, özellikle ülkede yaşayanların çok büyük ve belki de tümünün iki dilli olduğu gerçeği göz önüne alındığında,  yukarıdaki tanımıyla memleket dilinin varlığından söz etmek zordur. Fakat, bu durum, Türkiye’de konuşulmakta olan etnik dillerin daha ağırlıklı Türkçe konuşan yeni nesil konuşucularının dillerinin bir miras dil olarak adlandırılması ve bilimsel olarak incelenmesi hususunda sorun teşkil etmemektedir. Özetle, Türkiye özelinde miras diller tehlike altındaki dillerin bir alt türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve bu durumlar göz önüne alınarak incelenmeleri gerekmektedir.

Yukarıda bahsi geçen durum bağlamında önem arz eden bir diğer konu ise, Türkiye’deki miras dil konuşucularının etnik dillerinin tehlike altında ve azınlık statüsüne sahip olması sebebiyle miras dillerinde okuryazarlık beceri ve seviyelerinin düşük olmasıdır. Bu durum, yapılan bilimsel çalışmaların yapısını şekillendirmekte ve özellikle sınırları içerisindeki miras dil konuşucularına etnik dillerinde eğitim olanaklarını sağlamak konusunda ileride olan Amerika ve Kanada’dakinin aksine bilgisayar ortamında bağımsız okuma ve anlama çalışmalarının Türkiye’ de uygulanabilirliğini azaltmaktadır. Ancak, ülkemizde son yıllarda bu hususta meydana gelen önemli gelişmeler sayesinde miras dil konuşucuları ‘Yaşayan Diller ve Lehçeler’ kapsamında seçmeli dersler alarak etnik dillerinde okuma yazma becerisi elde etme şansını elde etmiştir. Bu kapsamda verilen derslere katılımın artması ile bu engelin ortadan kalkması ve miras diller üzerine farklı çalışmaların yapılmasının önünü açmak mümkün gözükmektedir. Aynı şekilde, üniversite ortamında azınlık dillerini ikinci dil olarak öğrenen bireylerin varlığı da, miras dil konuşucuları ile ikinci dil konuşucuları arasındaki farklılık ve benzerlikleri bilimsel olarak ortaya çıkarmak hususunda yardımcı olacaktır. Bu yolla, Türkiye’deki miras dil çalışmalarının diğer ülkelerdekine git gide benzer bir şekilde yapılabileceğini söyleyebilir ve umut edebiliriz.

Miras dillerin dünya genelindeki bilimsel analizleri sonucunda ise şu sonuç ve yargılara varılmıştır: Öncelikle yukarıda da belirtildiği üzere miras diller her ne kadar toplumlarca genel olarak ‘eksik’ veya ‘yetersiz’ gibi addedilseler de, kendi içlerinde tutarlı ve sistematik özellikler göstermektedirler ve bu açıdan hem dünya üzerinde konuşulan diğer tüm dillerle hem de miras diller özelinde birbirleriyle büyük benzerlikler göstermektedirler. Bu konuda en kapsamlı özet çalışması için Maria Polinsky (Maryland Üniversitesi) ve Sylvia Montrul’un (İllinois Üniversitesi) sırasıyla 2018 ve 2016 yıllarında yayınladıkları kitaplara bakılabilir. Bu çalışmalarda şunlar vurgulanmaktadır: Etnik veya kültürel dilin ne olduğuna bakılmaksızın, bu dilleri miras dil olarak konuşan konuşucular genel olarak analitik dil formlarını ve yapılarını birleşimsel (synthetic) yapılara tercih etmektedirler. Bir örnek vermek gerekirse, özellikle miras dillerinde cümleler kurarken düşüncelerini bağımlı (ön veya son) eklerle ifade etmektense, bu yapılara karşılık gelebilecek alternatif bağımsız kelimeleri kullanmayı tercih etmektedirler. Buna ek olarak, miras dil konuşanlar her bir kelime veya ekin tek bir anlam ifade ettiği durumları, bir yapının birden fazla anlam ifade edebildiği çok anlamlı durumlara ve sözcüklere tercih etmektedirler. Bu durum, bu dilleri konuşanların özellikle cümle kurarlarken cümlenin anlamını içerisinde bulunan kelimelerin ve eklerin anlamlarının bir bütünü olarak görme eğilimlerinden kaynaklanmaktadır. Bu durumu gözler önüne seren güzel bir örnek ise, miras dil konuşucularının deyim ve kalıplaşmış ifadeleri taşıdıkları metaforik anlamdan ziyade bu yapıları oluşturan kelimelerin anlamları bazında algılamaları gösterilebilir.

Yine aynı çalışmalarda, aynı zamanda miras dil konuşucuları ile kıyas gruplarında yer alan dil konuşucuları arasındaki farklılıkların daha çok dilin üretici becerileri olan konuşma ve yazma alanlarında görüldüğü, anlama açısından, yani okuma ve dinleme, ise bu farklılıkların çok daha az olduğu gösterilmiştir. Miras dil konuşucuları kurdukları cümleler daha çok bağlaç içeren ve karmaşıktan ziyade (complex clauses) basit tümcelerden ve öbeklerden oluşmaktadır. Ancak, yapılan çalışmalar göstermektedir ki miras dil konuşucuları karmaşık yapıları kullanmamaları veya kullanmaktan imtina etmelerine rağmen, duyduklarını (veya okuma becerileri var ise okuduklarını) anlama konusunda en az kıyas grupları olan aileleri ve daha eski nesil dil konuşucuları kadar iyi bir performans sergilemektedirler. Dolayısıyla, yine yukarıda bahsi geçen ve miras dillere yanlış bir şekilde atfedilen ‘eksik’ veya ‘yetersiz’ yakıştırması geçersizdir. Bu yakıştırmalar genel olarak, üretken dil yetilerdeki farklılıklardan yola çıkarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin,  miras dil konuşucularının kurdukları cümlelerde sözcükler veya cümleler arasında daha uzun duraksamalar yaptıkları ve daha çekingen tavırlar sergiledikleri gözlemlenmektedir. Ancak, bilimsel çalışmalar kapsamında bu sadece dil konuşucuların konuştukları dillerdeki üretken beceri ve yetilerin  yeterlilikler düzeyleri açısından bir farklılık olarak görülmekte ve bu verilere dayanarak ortaya çıkan yeterlilik düzey sınıflandırmalarının, dilin başka hangi alan ve yapılarındaki yeterlilik düzeyleri ile orantılı olduğu araştırılmaktadır. Benzer bir durum ise, miras dil konuşucularının kelime dağarcıklarının kıyas gruplarına nazaran daha düşük bir seviyede olmasıdır. Bilimsel açıdan, daha az kelime bilgisine sahip olmak bir eksiklik olarak görülmekten ziyade, bu alandaki yeterlilik düzeyinin, örneğin, karmaşık cümle üretme becerisi ile ne denli alakalı olduğu konusuna odaklanılmaktadır.

Miras dil konuşucuları, yukarıdaki veya daha başka dil yetileri baz alınarak farklı yeterlilik düzey gruplarına ayrılmakta ve yapılan bilimsel çalışmaların sonuçları bu sınıflandırmalar göz önüne alınarak değerlendirilmektedir. Bu alanda, bilimsel çevrelerce en sık kullanılan sınıflandırma ise Maria Polinsky’nin Amerika’ya göç etmiş olan Rusya kökenli vatandaşların çocukları üzerine yaptığı çalışmalardan yola çıkarak, kreyol dil çalışmalarından ödünç aldığı sınıflandırmadır (1996). Bu çalışmada, miras dil konuşucuları etnik/aile dillerindeki yeterlilik düzeylerine göre azdan çoğa doğru sırasıyla basilektal, mezolektal ve akrolektal olarak üç ana gruba ayrılmıştır. Bu sınıflandırmanın bizim için önemi ise tehlike altındaki dillerin incelenmesinde daha önceden önerilen sınıflandırmalar ile birebir uyuşmasıdır. Bu alanda en etkili ve öncül çalışmalardan birisini yapan Nancy Dorian’ın (1981) çoğunluk dillerine kayma (language shift) sebebiyle tehlike altında olan diller için önerdiği sınıflandırmadaki ‘pasif iki dilliler’ Polinsky’nin sınıflandırmasında basilektal konuşuculara, yarı-konuşucular (semi-speakers) mezolektal miras dil konuşucularına, dili etkin ve akıcı bir biçimde konuşan insanlar ise akrolektal konuşuculara tekabül etmektedir.

Yukarıda bahsi geçen sınıflandırmaların bizim açımızdan önemi ise şu noktada kendini göstermektedir: Hem miras dili hem de tehlike altındaki diller üzerine olan bilimsel çalışmalar açısından, bir dilin hangi yeterlilik düzeyinde konuşulduğu genel itibari ile çalışmalara katılım açısından bir sorun teşkil etmemektedir. Başka bir deyişle, bu tür çalışmalara katılım için bir dili iyi ve akıcı bir şekilde konuşmak gibi bir şart aranmamaktadır. Aksine, miras dili üzerine olan çalışmaların bir çoğunda tam da bu yeterlilik düzeyindeki farklılıkların sebepleri incelenmekte ve bu çalışmalara katılanların genel itibariyle düşük yeterlilik seviyesine sahip olması son derece beklenen ve alışılageldik bir durumdur.

Yukarıda ayrıntılı bir biçimde nasıl yapıldığından bahsettiğimiz bilimsel çalışmalarda ne tür deneylerin yapıldığından birkaç örneklerle bahsedelim. Bunu yapmaktaki amacımız, bu tür çalışmalara katılanlardan ne tür şeyler yapmaları beklendiğini göstermek ve bu çalışmalara katılım teşvik etmektir. Albirini, Benmamoun ve Saddah 2011’de gerçekleştirdikleri çalışmada, Amerika’da yaşayan Mısır ve Filistin Arapçasını miras dili olarak konuşan katılımcılarından resimlerin bulunduğu bir hikaye kitabını ve herkesçe bilinen Alaadin hikayesini sözlü olarak anlatmalarını istemişlerdir. Buna ek olarak, katılımcılardan son olarak da kendileri ve aileleri hakkında konuşmaları istenmiştir. Bu çalışmadaki amaç, miras dil konuşucularının cümlenin temel öğelerini hangi sıra ile kullandıklarını saptamaktır. Benzer amaçlarla, Song ve diğerleri (1997), yine Amerika’da yaşayan Kore göçmenlerinin çocuklarından, kendilerine verilen ve ana öğelerin yerlerinin değiştirildiği basit yapıdaki cümleleri resimlerle eşleştirmelerini istemişlerdir. Bu çalışmadaki gerçek amaç ise, miras dili olarak Korece konuşan katılımcıların hal eklerini hangi amaçlarla kullandıklarını saptamaktır. Bu çalışmalarda da görüldüğü üzere, miras dili üzerine olan bilimsel deneylerde katılımcılardan yapmaları beklenen şeyler olabildiğince basit görevlerdir ve yüksek dil yeterliliği gerektirmemektedir.

Son olarak, bu bilimsel çalışmalar ile nelerin yapılmasının hedeflendiği konusuna değinelim. Miras dil üzerine olan çalışmalar, teorik dilbilim alanındaki belli başlı hipotezlerin doğrulanıp doğrulanmayacağı hususunda önem arz etmektedir (Benmamoun, Montrul ve Polinsky 2010). Buna ek ve daha da önemli olarak, bu alandaki çalışmalar, Amerika ve Kanada’da özellikle 70’li yıllardan itibaren gelişmekte olan ve belirli miras dillerin konuşucularının etnik dillerini sınıf ortamında öğrenebilmelerini kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacına hizmet etmesi açısından önemlidir. 70’li yıllar öncesinde bahsi geçen ülkelerde miras dil konuşanlar yabancı dil sınıflarına yönlendirilmek zorunda kalmakta idi. Bu durum, bu ülkelerdeki göçmen sayısı bakımından az veya yeterli olmayan Güney Asya ve Arapça gibi diller için halen söz konusudur (Montrul 2009). Yani, ülkemizdekine benzer olarak, bu ülkelerde de miras diller için özel uygulamaların ve materyallerin yer aldığı sınıfların açılması talep ve öğrenci sayısına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Ancak, bu ülkelerde son zamanlarda bu konu hakkında toplumda meydana gelen bilinçteki artışla beraber, farklı miras dili konuşucuları kendi dilleri için de bu tarz uygulamaların olması yönünde taleplerde bulunmakta ve bu ihtiyacı karşılamak için miras dili üzerine olan araştırmalara ağırlık verilmektedir (Montrul 2009).

Yukarıdaki amaç doğrultusunda yapılan bilimsel çalışmalarda miras dil konuşucularının aynı dilleri yabancı dil ve anadili olarak öğrenenlerle aralarındaki farklılıkları ve benzerlikleri ortaya çıkarmak ve bu yolla miras dil öğretimine özel müfredat ve ders materyali geliştirmek amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar ise, miras dil konuşucularının yabancı dil konuşucularından özellikle telaffuz ve sese dair alanlarda dile daha hakim olduklarını göstermektedir (Montrul 2009, 2016 ve Polinsky 2018’de verilen referanslar). Dilin biçimbilim, söz dizim ve bağlam bilim gibi diğer alanlarında ise bu iki grup arasındaki farklılıklar sesbilime nazaran daha az gözlemlenmektedir. Elbette, bu aşamada miras dil konuşucularının yeterlilik düzeyi de büyük önem arz etmektedir. Bahsi geçen benzerlikler genellikle basilektal veya mezolektal, yani görece daha düşük yeterlilik düzeyine sahip miras dil konuşucularını kapsamaktadır. Nitekim, Montrul (2009) da özellikle yabancı dil sınıflarının, ve programlarının bahsi geçen yeterlilik seviyelerine sahip miras dil konuşucuları için daha uygunken, daha yüksek yeterlilik düzeyine sahip öğrenciler için özel program ve materyallerin gerekli olduğunu, aksi halde bu öğrencilerin yabancı dil sınıflarında sıkılacaklarının ve tam verim alamayacaklarının altını çizmektedir.

Miras dil konuşucularının diğer gruplarla olan farklılıklarının incelenmesi hususunda bilimsel araştırmaların gerekliliğini ortaya koyan önemli bir gerçek ise, miras dil konuşucularının birçok açıdan değişik profilde olması ve birbirlerinden farklı yeterlilik düzeyine sahip olmalarıdır. Bu farklılığı ortaya çıkaran etmenler, çocukların ikinci, yani çoğunluk diline, ilk tanışma yaşlarıdanki ve genel itibariyle maruz kaldıkları ortam ve durumlardaki farklılıklardır. Buna ek olarak, miras dil konuşucuları etnik dillerini ekseriyetle göç etmiş ailelerinden öğrenmektedir. Bu ebeveynlerin, çoğunluk dili ile etkileşim ve deneyimlerinde olan farklılıklar, ana dillerine de yansımış ve bu durum miras dil konuşucularının bulundukları evde konuşulan dillerde ve haliyle miras dillerde farklılıklara sebebiyet vermektedir. Ancak, unutulmamalıdır ki tüm bu farklılık ve çeşitliliğe rağmen, miras dil konuşucuları, yukarıda da belirtildiği gibi, belirli ortak özellikler sergilemektedirler ve yapılan bilimsel çalışmalar, bu özellikleri ortaya çıkarmak yoluyla bu dil konuşucularına uygun öğretim programları ve materyaller geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

Yazımızı bitirmek gerekirse, burada miras dil kavramına, bu dillerin tehlike altında olan diller ile ilişkilerine ve miras diller üzerine yapılan bilimsel çalışmaların yapı ve amaçlarına odaklandık. Miras dillerin, Türkiye özelinde tehlike altında olan azınlık dillerini ev ortamında ailelerden öğrenen yeni nesil çocukların konuştukları dil varyasyonları olduğundan ve bu diller üzerine yapılan bilimsel çalışmaların bu dilleri sınıf ortamında öğretilmesi ve bu yönde müfredat ve materyal geliştirilmesi açısından önem arz ettiğinin altını çizdik. Bilimsel çalışmalara katılım için yüksek dil becerilerine sahip olmak gerekmediğini ve düşük düzeyde de olsa miras dilini konuşabilenlerin bu tarz çalışmalara ve etnik dillerini daha iyi öğrenebilmek açısından halihazırda verilen derslere katılmalarının önemini vurguladık. Dileriz ki ülkemizde konuşulan tehlike altındaki dillerin her birisi için yapılan bilimsel çalışmalar hızlanır ve yakın gelecekte bu dillerin öğreniminin geliştirilmesi bu yolla desteklenir.

Dr. Ömer EREN*

Kaynakça

Albirini, A., Benmamoun, E., & Saadah, E. (2011). Grammatical features of Egyptian and

Dorian, N. C. (1981). Language death: The life cycle of a Scottish Gaelic dialect. University of Pennsylvania Press.

Kupisch, T., & Rothman, J. (2018). Terminology matters! Why difference is not incompleteness and how early child bilinguals are heritage speakers. International Journal of Bilingualism, 22(5), 564-582.

Montrul, S. (2009). 11 Heritage Language Programs. In M. H. Long & C.J. Doughty (Eds), The handbook of language teaching, John Wiley & Sons.182

Montrul, S. (2016). The acquisition of heritage languages. Cambridge University Press.

Ortega, L. (2014). Understanding second language acquisition. Routledge.

Palestinian Arabic Heritage speakers’ oral production. Studies in Second Language Acquisition, 273-303.

Polinsky, M. (1996). American Russian: An endangered language. Manuscript. USC-UCSD, 53.

Polinsky, M. (2018). Heritage languages and their speakers (Vol. 159). Cambridge University Press.

Polinsky, M., & Kagan, O. (2007). Heritage languages: In the ‘wild’and in the classroom. Language and Linguistics Compass, 1(5), 368-395.

Putnam, M. T., & Sánchez, L. (2013). What’s so incomplete about incomplete acquisition?: A prolegomenon to modeling heritage language grammars. Linguistic Approaches to Bilingualism, 3(4), 478-508.

Scontras, G., Fuchs, Z., & Polinsky, M. (2015). Heritage language and linguistic theory. Frontiers in Psychology, 6, 1545.

Song, M., O’Grady, W., Cho, S., & Lee, M. (1997). The learning and teaching of Korean in community schools. Korean Language in America, 111-127.

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

SOSYAL MEDYADA BİZ

1,242BeğenenlerBeğen
1,583TakipçilerTakip Et
879TakipçilerTakip Et
681AboneAbone Ol

SON YAZILAR

EN ÇOK OKUNANLAR