Süryaniler ve Süryanice

0
194

Ferit ALTINSU

Süryaniler esas olarak Mezopotamya adıyla bilinen bölge ile civarında yer­leşik; kültür ve etnik köken itibari ile semitik bir halktır. Bugün Türkiye’de yaklaşık 10-12 bin kadarı İstanbul’da, 3-4 bin kadarı da çoğunluğu Mar­din-Midyat ve civardaki şehirlerde olmak üzere, Güneydoğu Anadolu’nun değişik şehirlerinde yaşamaktadırlar. Fakat tarihsel nedenlerden ötürü Mardin-Midyat hattı hâlen Türkiyeli Süryanilerin merkezi olarak kabul edilir. Öte yandan Türkiye’de Asuri ve Keldani adları ile de bilinen toplu­luklar, yine Süryani kabul edilmekle birlikte bir takım dini ve mezhepsel ayrılıklar nedeni ile kimi zaman yanlış şekilde ayrı etnisiteler olarak algı­lanmaktadırlar. Tüm bu değişik isimlendirmelere rağmen söz konusu top­lulukların kültürel ve tarihsel geçmişleri birdir.

Türkiye’de yaşayan Süryanilerin, kesin bir istatistik bulunmamakla be­raber, %30-35’lik kadarının, günlük yaşantılarında hâlen Süryanice konuş­tukları var sayılmaktadır. Esas olarak bu nüfus Midyat ve çevresindeki köy­lerde yaşayanlardan oluşur. Mardin merkez ilçede ve civarındaki birkaç köyde yaşayanlar ise Arapçayı gündelik dil olarak kullanırlar ve Süryanice bu insanlar arasında pek yaygın değildir. İstanbul ve Ankara gibi büyük şe­hirlerde yaşayan Süryaniler ise hemen hemen anadillerini hiç bilmemekte veya çok az bilip konuşmaktadırlar. Dolaysıyla bu bölgelerde Süryanicenin varlığını korunması doğal olarak beklenilemez. Bu açıdan bakıldığında, di­lin geleceği oldukça karanlık gözükmektedir.

Süryanice oldukça eski, yazılı edebiyatı ve kendine has alfabeleri olan, Semitik Dil Ailesi’ne mensup oldukça eski bir dildir. Bugünkü modern

Süryanice ise M.Ö. 11. yy’dan beri kesintisiz bir şekilde değişik lehçeleri konuşulan Aramicenin bir lehçesidir. Süryanice aynı zamanda Aramicenin Urfa lehçesidir. Aramice ise M.Ö 6. yy’da Yakın Doğu’nun “lingua franka­sı*” olur ve tüm Orta ve Yakın Doğu’da oldukça bilinen bir dil haline gelir. Hıristiyanlığın kurucusu İsa bile Süryanicenin “lingua franka” olduğu bir zamanda yaşadığından, kendisi de bu dilde öğrencileri ve takipçileri ile iletişim kurmuştur.

Bilinen en eski Süryanice metinler ‘’Estrangelo’’ adıyla bilinen sert kö­şeli bir yazı türünde kaleme alınmıştır. Fakat sonra bu yazı türü iki kısma ayrılmıştır. İlki, Dicle’nin daha çok batısında yaşayan Süryani’lerin ge­liştirip kullandıkları ve işlek bir alfabe olan ‘’Serto’’; diğeri ise Dicle’nin doğusunda yaşayan Süryani’lerin daha çok kullandıkları ve Estrangelo’ya görünüş olarak daha yakın bir yazı türü olan ‘’Madenhoyo’’ dur. Bu her iki yazı türünün kullanımı bugün hâlen yaygındır. Öte yandan Estrangelo ise çoğunlukla sembolik yerlerde kullanılmakta ve genelde, kitap, yazı başlı­ğı, ünvan belirtme gibi amaçlarla ve daha çok görselliğe ön plana çıkarma amacıyla kullanılır.

Bugün Türkiye’de Aramicenin sadece iki lehçesi hâlen varlığını koru­yabilmiş ve gündelik hayatta konuşulmaktadır. Birincisi, Batı Süryanice olarak adlandırılan; Midyat merkez başta olmak üzere çevre bölgelerde konuşulur. İkincisi ise Doğru Süryanice ya da bu dille konuşanların adlan­dırmaları ile Suret; daha çok Şırnak’tan itibaren İran ve Irak sınırı boyunca konuşulur. Bu dil, konuşanlarının çeşitli nedenlerden dolayı göç etmele­riyle birlikte, kendi coğrafyasından adeta silinmiştir. Bugün Türkiye’de,

bu dili konuşanlar çoğunlukla İstanbul’da yaşamaktadırlar. Bunun dışında Şırnak ve Silopi civarındaki birkaç köyde yaşayan Süryaniler de bu dili ko­nuşabilmektedirler.

Türkiye’de yaşayan Süryaniler, 1928’den beri kendi anadillerinde bir eğitim sistemine sahip olamadılar. Bu dille eğitim veren son Süryani oku­lu 1928 yılında Mardin’de, bugün de hâlen tam bilinmeyen nedenlerden dolayı kapatılmıştır. Daha sonrasında ise bu okulun açılmasına yönelik, herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Fakat bu yazının kaleme alınma­ya başlandığı günlerde Yargıtay, Süryanilerin Lozan Anlaşması’ndan doğan hakları nedeni ile Süryanice eğitim verebilecekleri bir okul açma haklarını teyit ve teslim etmiştir.

Süryanicenin geleceği konusu, şüphesiz Türkiye’de anadilde eğitime verilecek olan destek ile yakından ilgilidir. İnsanların anadillerinde eğitim görmeleri için özel okullarda eğitim programları açmak sorunu çözmeye­ceği gibi, çözülmüş hissi yaratabileceğinden ilgili taraflar açısından da yön­temsel bir hata olacaktır. Bu nedenle soruna radikal bir çözüm getirilme­diği sürece önerilecek her çözüm eksik kalacaktır. Bu durum, Anadolu’da yaşayan ve yaşamaya çalışan bütün diller için de ortaktır.

* “Lingua franca” veya “geçer dil”, günümüzde birçok farklı dil konu­şulan toplumlarda, halkın birbirini anlamak amacıyla kullandığı ortak dil.

Editör: Murat Murğulişi
Lazika Yayın Kollektifi – Kardeş Diller Sözlüğü